Doğada yürürken çoğumuzun yolunu değiştirmesine sebep olan, değdiği yeri yakan o bitkiyi bilirsiniz: Isırgan Otu. Peki, size bu bitkinin sadece İp yapım ve gıda/çay malzemesi olmadığını, doğru işlendiğinde doğadaki en iyi ateş başlatıcılardan birine dönüştüğünü söylesem?
Genellikle ip yapımıyla bilinen ısırgan otu, doğru teknikle işlendiğinde çelik çakmak kıvılcımını yakalayabilir. İşte bu dönüşümün arkasındaki bilim ve benim uyguladığım yöntem:
İşin Bilimi: Selüloz ve Lignin Savaşı
Isırgan otu sapları, doğadaki en güçlü bast liflerinden bazılarına sahiptir. Ancak bu lifleri ateşe dönüştürmek için bitkinin kimyasını anlamamız gerekir:
Selüloz (Yakıtımız): Liflerin ana maddesidir. Çok kolay tutuşur ve hızla yanar. Bizim ulaşmak istediğimiz hazine budur.
Lignin (Engelimiz): Lignin, selüloz liflerini bir arada tutan, bitkiye sertliğini veren doğal bir “çimento”dur. Lignin zor tutuşur. Eğer lifler sert ve odunsu kalırsa, kıvılcım bu lignin duvarına çarpıp sönecektir.
Başarılı bir ateş için amacımız; mekanik işlemlerle bu lignin yapısını kırıp, yanıcı selülozu açığa çıkarmaktır.
Adım Adım Uygulama
1. Hasat ve Ayrıştırma
Uzun, olgunlaşmış ısırganları koruyucu bir ekipmanla köke yakın kısımdan keserek topluyoruz. Dikkatlice yaprakları saptan ayıklıyoruz. Ardından sapları hafifçe ezerek dıştaki lifli kısmı, içteki odunsu (yüksek ligninli) gövdeden ayırıyoruz.
2. Kurutma
Lifleri havadar bir yerde 1-2 gün iyice kurumaya bırakıyoruz. Nem, ateşin düşmanıdır; hücrelerdeki suyu tamamen buharlaştırmamız şart.
3. Kritik Aşama: Lignini Kırmak (Yumuşatma)
İşin sırrı burada. Kurumuş lifleri avucumuzda dakikalarca, iyice pamuklaşana kadar ovalıyoruz.
Ne yapıyoruz? Lifleri birbirine yapıştıran lignin bağlarını mekanik olarak kırıyoruz.
Sonuç: Sert lifler, yüzey alanı genişlemiş, hava dolu, yumuşacık bir “selüloz yumağına” dönüşüyor. Artık kıvılcım sert bir yüzeye değil, binlerce ince selüloz iplikçiğine temas edecek.
Ateş Anı
Hazırladığım bu yumuşak yumağı çakmak taşımın üzerine koyuyorum. Karbon çeliği taşa vurduğumda çıkan o soluk kıvılcım bile, ligninden arındırılıp yüzeye çıkmış selüloz lifleri tarafından anında yakalanıyor. Üfledikçe büyüyen o kor, el emeğiyle ateş yakmanın verdiği o eşsiz hazzı yaşatıyor.
Bir dahaki sefere ısırgan otuna bakarken acıyı değil, içindeki ateşi görün! Esen kalın!
Toplanan Isırgan OtlarıGövdeden Liflerin Ayrılması
1. BİLGİLENDİRME AMACI VE NİTELİĞİ İşbu blog yazısında (“Kav Mantarı İşleme Rehberi Potasyum Nitrat vs Geleneksel Küllü Su”) yer alan tüm bilgiler, teknik anlatımlar, kimyasal oranlar ve uygulama yöntemleri münhasıran genel kültür, hobi ve bilgilendirme amacı taşımaktadır. İşbu İçerik, profesyonel bir kimya, hayatta kalma veya iş güvenliği eğitimi niteliğinde olmayıp, uzman tavsiyesi yerine geçmez. Yazar, sağlanan bilgilerin eksiksizliği, güncelliği veya kesin doğruluğu konusunda herhangi bir taahhütte bulunmamaktadır.
2. RİSK KABULÜ VE MÜNHASIR SORUMLULUK İçerikte detaylandırılan yöntemlerin uygulanması, okuyucunun/kullanıcının kendi hür iradesine ve inisiyatifine bırakılmıştır. Potasyum Nitrat (KNO3) ve Potasyum Karbonat (Kül Suyu) gibi kimyasal maddelerin temini, hazırlanması, ısıtılması ve uygulanması süreçleri; yangın, patlama, kimyasal yanık, zehirlenme ve mülkiyet hasarı dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere ciddi riskler barındırmaktadır. Kullanıcı, bu yöntemleri uygulayarak, söz konusu faaliyetlerden doğabilecek tüm maddi, manevi ve bedeni zararların riskini peşinen kabul etmiş sayılır.
3. GÜVENLİK VE TEDBİR YÜKÜMLÜLÜĞÜ Bahsi geçen kimyasal işlemlerin gerçekleştirilmesi sırasında gerekli Kişisel Koruyucu Donanımların (KKD) (koruyucu/yanmaz eldiven, koruyucu gözlük, maske vb.) kullanımı ve çalışma ortamının güvenliğinin sağlanması (havalandırma, yanıcı maddelerden arındırma vb.) tamamen kullanıcının yasal yükümlülüğündedir.
4. SORUMLULUKTAN BAĞIŞIKLIK Yazar ve yayıncı, İçerik’te yer alan bilgilerin yanlış anlaşılması, hatalı uygulanması, dikkatsizlik veya öngörülemeyen kazalar neticesinde üçüncü şahısların veya uygulayıcının uğrayabileceği doğrudan veya dolaylı hiçbir zarar, ziyan veya kayıptan ötürü hukuki veya cezai olarak sorumlu tutulamaz. İşbu metni okuyan her kullanıcı, bu şartları gayrikabili rücu kabul etmiş sayılır.
TEHLİKE VE GÜVENLİK İKAZI
Aşağıda açıklanan prosedürler, Potasyum Nitrat (Oksitleyici) ve Kostik (Aşındırıcı) maddelerin kullanımını içermektedir.
Bu maddeler cilt ve göz ile temasında kalıcı hasarlara; hatalı kullanımda ise kontrolsüz yanma reaksiyonlarına sebebiyet verebilir.
İşlemleri asla kapalı, havalandırması olmayan alanlarda gerçekleştirmeyiniz.
Çözelti hazırlarken metal (özellikle alüminyum) kaplar kullanmayınız; tepkime riski mevcuttur.
Nihai ürün “kendiliğinden yanabilen” sınıfa girmese de, yüksek yanıcılık özelliğine sahiptir. Isı kaynaklarından uzak, nemsiz ortamda muhafaza ediniz.
Çocukların ve evcil hayvanların erişemeyeceği yerlerde uygulayınız.
Kav Mantarı İşleme Rehberi Potasyum Nitrat vs Geleneksel Küllü Su
Ötzi’yi, yani o meşhur Buz Adam’ı bilirsiniz. Alplerde bulunduğunda, binlerce yıldır buzun altında sakladığı bel çantasından modern insanın hayatını kurtaran o şey çıktı:
Kav Mantarı (Fomes fomentarius). Çakmak yok, benzin yok; sadece doğru işlenmiş bir mantar ve bir çakmak taşı.
Ormanda yürürken yaşlı bir kayın, ıhlamur, çınar veya meşe vb. ağaçların gövdesinde at nalına benzeyen o gri mantarı gördüğünüzde, aslında doğanın size sunduğu en eski teknolojilerden birine bakıyorsunuz. Ancak bir sorun var:
Mantarı o haliyle koparıp üzerine kıvılcım çakarsanız, pek bir şey olmaz.
Onu “doğal bir baruta” çevirmek için biraz kimyaya, biraz da kol kuvvetine ihtiyacımız var. Bu yazıda, hem geleneksel Küllü Su yöntemini hem de bazı insanların favorisi Potasyum Nitrat yöntemini (üstelik o meşhur ‘yanlış bilinen’ oranları düzelterek) anlatacağım.
Ancak bu başlıkta benim favorim olan kimyasal yöntem üzerinde daha çok duracağım. Çünkü internette geleneksel yöntem epeyce anlatılmış durumda 🙂
1. Anatomi Dersi: Neyin Peşindeyiz?
Mantarı elinize aldığınızda sert bir odun parçası gibi gelir. Bizim işimiz bütün mantarla değil. Mantarı ortadan ikiye kestiğinizde üç katman görürsünüz:
Dış Kabuk: En üstteki gri, sert tabaka. Tıraşlayıp atın.
Borucuklar: Alt kısımdaki süngerimsi görünen yer. Ateş tutmaz, kesin atın.
Trama: Kullanılacak kısım burası. Kabuk ile borucuklar arasında sıkışmış, süet deriye benzeyen o kahverengi, yumuşak katman. Bize lazım olan sadece bu bölüm.
Bu katmanı bıçağınızla 3 ila 5 milimetre kalınlığında dilimler halinde ve ne kadar uzun parçalar halinde ayırabilirseniz ayırın. Ne kadar geniş yüzey elde ederseniz, işiniz o kadar kolay olur.
2. Kimyasal Hazırlık: Lifleri Ateşe Hazırlamak
Dilimlediğimiz mantarları, en ufak bir kıvılcımı bile yakalayacak hale getirmek için iki yolumuz var. Biri “dede yadigarı”, diğeri “bilimsel yöntem”.
Yöntem A: Geleneksel “Küllü Su” (Doğal ve Sabırlı)
Doğada, elinizde modern kimyasallar yoksa atalarımız ne yapıyorsa onu yaparsınız.
Sert odun küllerini (meşe harikadır) suyla karıştırıp süzdüğünüzde elde ettiğiniz o kaygan su, güçlü bir Potasyum Karbonat kaynağıdır.
İşlem: Mantar dilimlerini bu suda ortalama 30 dk – 1 saat kadar kaynatın.
Sonuç: Bu yöntem mantar liflerini kimyasal olarak parçalar. Kuruyup dövüldüğünde inanılmaz yumuşak, kadife gibi bir doku elde edersiniz.
Sadece ateş yakmak için değil, şapka yapımı veya kanama durdurucu (hemostatik) olarak da bu yöntem kullanılır.
Yöntem B: Potasyum Nitrat (KNO3) (Hızlı ve Keskin)
Eğer amacınız, rüzgarlı bir havada, donmuş parmaklarla çakmak taşını bir kere vurduğunuzda o ateşin yanmasıysa; modern yöntem budur. Ancak internette dolaşan “Bolca koyun, iyi yanar” efsanesine inanmayın.
Altın Oran: %2 – %3 ancak peki ya neden?
Çoğu kaynak %10 ve üzeri oranlar verir. Bu büyük bir hatadır. Çok fazla nitrat, mantarı “gevrek” yapar. Döverken kırılır, toz olur. Daha da kötüsü, bir fitil gibi yanıp saniyeler içinde tükenir.
Bize lazım olan, mantarın için için, uzun süre kor halinde yanmasıdır.
1 litre su kaynatın (sıcak olsun yeter), ardından cam kavanoza dökün.
Mantarlar sünger gibi oldukları için yüzeceklerdir, üzerine bir ağırlık koyup suyun içinde tutun.
24 ila 48 saat bu banyoda bekletin.
3. Kritik Hata: İşlem Sırası
Geldik işin püf noktasına. Çoğu kişi “Önce mantarı döveyim, pamuk gibi olsun, sonra ilaca yatırırım daha iyi emer” diye düşünür. Sakın bunu yapmayın.
Mantar lifleri ıslandığında yapışır. Eğer önce döver sonra ıslatırsanız, kuruduğunda elinizde sert bir mukavva/tahta parçası kalır.
Doğru sıra şudur: Dilimle — Kimyasal Banyo — Kurutma — Dövme.
Mantarı sudan çıkardığınızda sıkmayın, bırakın suyu süzülsün ve kendi halinde kurusun. Kuruduğunda sertleşecek, endişe etmeyin. Son dokunuşu bir sonraki adımda yapacağız.
4. Dövme (Mekanik İşleme)
Elinizde kimyasal emmiş, kurumuş ve sertleşmiş mantar dilimleri var. Şimdi onları “Kav” yapma zamanı.
Düz, pürüzsüz bir zemin bulun. Tahta veya plastik bir tokmakla (metal lifleri kesebilir, tahta daha iyidir) mantar dilimini dövmeye başlayın. Merkezden dışa doğru…
Vurdukça o sert yapının çözüldüğünü, rengin açıldığını ve dokunun kadifemsi bir süet deriye dönüştüğünü göreceksiniz. Elinizle nazikçe çekiştirip lifleri esnetin.
İşte şimdi, o yüzeydeki mikroskobik tüycükler, üzerine düşecek ilk kıvılcımı bekleyen kav haline geldi.
Bu mantardan bir parça koparın, magnezyum çubuğunuzu veya çakmak taşınızı çakın. O minik kor parçasının mantarın üzerinde nasıl yayıldığını, üfledikçe nasıl güçlendiğini izlemek, insanın en keyifli anlarından biridir.
Esen Kalın!
Karşılaştırma: Potasyum Nitrat mı, Küllü Su mu?
Kav mantarını işlerken kullanılan bu iki yöntem, dışarıdan bakıldığında benzer görünse de kimyasal çalışma prensipleri ve elde edilen sonuçlar açısından “gece ile gündüz” kadar farklıdır. İşte farkları:
1. Potasyum Nitrat (KNO3):
Bu yöntem, mantarın fiziksel yapısından ziyade yanıcılığını değiştirmeye odaklanır.
Nasıl Çalışır? Potasyum nitrat güçlü bir oksitleyicidir (oksijen kaynağıdır). Mantar bu çözeltiyi emdiğinde, liflerin içine mikroskobik oksijen depoları yerleştirmiş olursunuz.
Sonuç: Kıvılcım düştüğü anda, mantar havadaki oksijeni beklemeden kendi içindeki oksijeni kullanarak patlayıcı bir hızla tepkimeye girer.
Avantajı: En zorlu hava koşullarında, nemli ortamda veya çok zayıf bir kıvılcımla bile garantili ateş yakar.
Dezavantajı: Mantarı biraz sertleştirir (gevrek yapar). Sadece ateş yakmak için uygundur, başka amaçla (giysi, şapka vb.) kullanılamaz.
2. Küllü Su (Geleneksel Yöntem): “Doğal Yumuşatıcı”
Bu yöntem, mantarın kimyasal yanıcılığından ziyade fiziksel dokusunu değiştirmeye odaklanır.
Nasıl Çalışır? Odun külündeki Potasyum Karbonat (alkali), kaynama sırasında mantarın sert yapısını oluşturan lignin ve selüloz bağlarını kimyasal olarak çözer/gevşetir.
Sonuç: Mantar lifleri birbirinden ayrılarak pamuk veya kadife gibi yumuşacık bir hale gelir. Yanıcılığı, liflerin çok incelmesi ve yüzey alanının artmasıyla sağlanır.
Avantajı: %100 doğaldır. Elde edilen ürün o kadar yumuşaktır ki yapısı deriyi andırır ve şapka yapımında veya (steril edilirse) kan durdurucu olarak kullanılabilir.
Dezavantajı: Hazırlaması zahmetlidir (kül eleme, su hazırlama, kaynatma). Potasyum nitrat kadar “agresif” ve hızlı bir tutuşma sağlamaz.
GÖRSELLER
Dış Kabuk Tıraşlama İşlemi Görüntüsü Borucuklar İle Trama Bölümü Görüntüsü ( Bıçakla Trama Bölümü Gösteriliyor)Dış Kabuk Ve Trama Bölümünün GörüntüsüDilimlenmiş Kav MantarlarıAğaç Üzerinde Görünen İki Adet Kav MantarıAğaçtan Koparılmış Kav Mantarıİçi Gösterilmek İçin Ortadan İkiye Kesilmiş Kav MantarıKav Mantarı AnatomisiTrama Bölümünün Dilimlenmesi AşamasıDilimlenmiş Trama Bölümleri Ve Dış Kabuk Görseli48 Saat Bekletildikten Sonra Süzülen Ve Kurumaya Bırakılan Kav Mantarlarıİşlenmiş Kav Mantarlarının Saklanması ( Muhakkak Hava Almayan Bir Ortamda Muhafaza Edilmelidir )
Doğaya çıktığımızda hepimizin ortak bir derdi var:
Çanta ağırlığı. “Acaba şu büyük baltayı alsam mı?”, “Katlanır testere yeter mi yoksa büyük bir bıçak mı lazım?” derken çanta dolup taşıyor.
Geçenlerde ormanda, bushcraft dünyasının efsane ismi Mors Kochanski’nin o meşhur felsefesini denemeye karar verdim: “Ne kadar çok bilirsen, o kadar az taşırsın.”
Sonuç mu? Yanımda sadece incecik bir testere ağzı (bıçağı) taşıyarak, ormandaki malzemelerle büyük kütükleri rahatça kesen o meşhur testeresini (H-Çerçeveli Testere) yaptım.
Sayfa sonunda göreceğiniz fotoğraftardaki bu basit alet, bir baltayla yarım saatte harcayacağınız enerjiyi 5 dakikaya indiriyor.
Gelin, bu işin mantığını ve nasıl yapıldığını adım adım anlatayım.
Neden Bu Testere? Bu tarz testereler yeni icat değil ama onları modern günümüz dünyasına kazıyan kişi kesinlikle Mors Kochanski’dir. Onun felsefesine göre yapılan iş basit ve etkili olmalıdır. Çerçeveli testere de bu felsefeye uyar ve basit bir kaldıraç mantığıyla çalışır.
Siz üstteki ipi sıktıkça, alttaki kollar dışa açılır ve testere bıçağını taş gibi gerer. İyi kurulmuş bir testere ile devrilmiş bir ağacı bile rahatlıkla işleyebilirsiniz. Üstelik yanınızda büyük ve ağır ekipman taşımanıza gerek kalmadan.
Bize Neler Lazım? Çantanızdan çıkarmanız gereken sadece iki, bilemediniz üç şey var:
Testere Ağzı: Herhangi bir nalburdan alacağınız 50-60 cm’lik bir kolaster testere ağzı. (İki ucunda delik olması şart).
İp: Sağlam bir paracord, iskota veya başka sağlam bir ip
Halkalar veya Çiviler: Testere bıçağını tutturmak için iki adet anahtarlık halkası veya sağlam çivi.
Geri kalan her şeyi orman bize verecek. (Bıçak, multitool veya balta zaten yanınızda mevcuttur diye listeye eklemiyorum 🙂 )
Adım Adım Yapım Aşaması Bu testereyi yapmak, biraz el becerisiyle yaklaşık 30-40 dakikanızı alır.
1. Dikey Kollar (Tutma Sapları)
Önce elinize rahat oturacak kalınlıkta, sağlam (tercihen kuru) bir daldan iki parça kesin. (40-50 cm)
İki dikey parçayı yan yana koyun. Eğer hafif eğrilik varsa, iç bükey (çukur) kısımları birbirine bakacak şekilde hizalayın.
Bu iki parçanın alt kısımlarına bıçağınızın gireceği kadar bir kanal (yarık) açın, ancak yarığın çok derin olmamasına dikkat edin
2. Pim Yuvası
Yarığın olduğu bölgeye, testereyi tutacak civatanın/çivinin oturması için sığ bir “V” çentiği açın.
Yarığın tam zıt köşesine gergi iplerinin gireceği altlı üstlü pim yuvası açın bu yuvalar gerilen iplerin yerinden çıkmaması için yardımcı olacak. (90 derece köşenin hemen üstüne ve en üst kısımlardan birine yuva açılacak)
3. 90 Derece Köşe
Dikey parçaların içe bakan yüzeylerinde, testere ağzının birkaç santim üzerinden başlayıp parçanın yarısına kadar devam eden 90 derecelik keskin bir köşe yontun. Bu köşe, yatay parçanın oturacağı düzlemi oluşturacaktır.
4. Yatay Parça (Omurga) İşin sırrı burada. “H” harfinin ortasındaki o yatay çizgi var ya, işte o parça sistemin çökmesini engeller.
Dikey kolların tam ortasına gelecek şekilde bir dal daha kesin. (Tercihen testere bıçağı uzunluğunda +2/4cm)
Bu parçanın uçlarını hafifçe sivriltin (kalem açar gibi değil, düz tornavida ucu gibi).
Dikey kollarda da bu uçların oturacağı hafif oyuklar açın. Böylece testereyi gerdiğinizde parça kayıp fırlamaz.
5. Bıçağı Takın
Pimleri veya anahtarlık halkalarını deliklerden geçirin.
Hazırladığınız dikey kolların altındaki yarıklara testere bıçağını yerleştirin.
Şu an her şey sallanıyor, merak etmeyin, birazdan toparlayacağız.
6. İp Gergisi Şimdi fiziği konuşturma zamanı.
İskeletin en tepesine, yani bıçağın tam zıt tarafına açtığınız çentiklere iplerinizi geçirin. (İpleri birbiri içinden değil birbirinden bağımsız geçirin)
Ormandan bulduğunuz kısa ve sağlam bir çubuğu (biz buna burgu çubuğu diyoruz) iplerin arasına sokun ve çevirmeye başlayın! Siz çevirdikçe ipler kısalacak, üst kollar birbirine yaklaşacak.
Kaldıraç etkisiyle alt taraftaki kollar dışa doğru itilecek ve testere bıçağınız gerilmeye başlayacak.
Bıçağa parmağınızla vurduğunuzda o “tınnn” sesini duyuyorsanız, ve testereyi elinizle ileri geri hareket ettiremiyorsanız tebrikler! Artık elinizde bir kesim aleti var. Burgu çubuklarını zıt iplere yaslayarak sabitleyin, işlem tamam.
Küçük Ama Önemli İpuçları
Ağaç Seçimi: Mümkünse kuru ve sert ağaç dalları kullanın Yaş dallar esnektir; siz ipi gerdikçe dalın kendisi bükülebilir, bıçak yeterince gerilmeyebilir.
Güvenlik: İşiniz bittiğinde veya mola verdiğinizde burguyu gevşetin. Ahşap sürekli gergin kalırsa zamanla deforme olabilir, bir dahaki sefere kırılabilir.
Taşıma: Ben genelde testere bıçağını tenceremin etrafına sararak veya kemerimin içine (korumayla tabii ki!) koyarak taşıyorum. Yer kaplamıyor, ağırlık yapmıyor.
Doğada kendi aletini yapmanın verdiği haz ve tecrübe kesinlikle çoğu şey de bulunmuyor, bu yüzden muhakkak yeni şeyler deneyimleyin ve esen kalın 🙂 !
GÖRSELLER
Araç arkasında bulunan süpürge sopasından ve ormandan yararlanarak yapılan çerçeveli testere çalışmamBaşka bir açıdan görünümüYatay parça ile 90 derecelik köşenin birbirine uyumu (önemli)Tüm işlemler sonucunda oluşan, iyi iş çıkarıldığını gösteren düz hat.Daha önce tamamen ormandan yararlanılarak yapılmış çerçeveli testere çalışmam.
Doğada vakit geçirmeyi seven herkesin veya benim gibi çoğu şeye meraklı kişilerin aklının bir köşesinde “Acaba elimdeki imkanlarla ip yapabilir miyim?” sorusu vardır. Benim de çevremde o sivri uçlu, sert yapraklı bitkiye, yani Yucca filamentosa’ya (Nam-ı diğer Avize Çiçeği) bakarken aklıma gelen tam olarak buydu.
Sadece süs bitkisi sandığımız bu yeşil dostumuzun, aslında binlerce yıldır kullanılan, inanılmaz derecede güçlü bir ip kaynağı olduğunu keşfettiğimde denemekten kendimi alamadım.
Bugün size, ellerimle (ve biraz da sabrımla) bu sert yaprakları nasıl sağlam bir ipe dönüştürdüğümü, sürecin zorluklarını ve o tatmin edici sonucu anlatacağım.
Neden Avize Çiçeği (Yucca Filamentosa)
Öncelikle neden bu bitki? Çünkü avize çiçeği yapraklarının içinde, yaprağın boyu boyunca uzanan çok güçlü lifler barındırır. Bu lifler kuruduğunda bile esnekliğini ve mukavemetini korur. Ülkemize ait bir tür olmasa da uzun süredir ev, park, bahçelerde sık karşılaştığımız bu bitki bitkilerin tam anlamıyla çok amaçlı çakısı gibi 🙂 özellikle yurt dışındaki eski yerlilerin bu bitkiden sandalet, sepet ve hatta ağ yaptıklarını öğrendiğimde saygım bir kat daha arttı.
Adım Adım Yapım Aşaması
1. Hasat: İlk Adım ve Dikkat Edilmesi Gerekenler Sürece en alttaki, artık yere yaklaşmış ama hala yeşil olan yaprakları keserek başladım. Burada küçük bir uyarı: Avize çiçeği yapraklarının uçları iğne gibidir. Yapraklara yaklaşırken dikkatli olmakta fayda var.
Yaprağı gövdeye yakın bir yerden kestim. Elime aldığımda hissettiğim o sert ve etli doku, içindeki hazinenin habercisi gibiydi. Çok fazla yaprağa ihtiyacınız yok, deneme amaçlı biraz yaprak kesebilirsiniz
2. Lifleri Ortaya Çıkarma (Sıyırma İşlemi) İşin en “emek isteyen” kısmı burası. Yaprağın içindeki liflere ulaşmak için üzerindeki yeşil, etli dokuyu sıyırmanız gerekiyor. Ben bunun için düz bir zemin ve bir kaşık kullandım. (Bıçak, deniz kabuğu gibi şeyler de kullanılabilir) Yaprağı zemine yatırıp, kaşıkla üzerine bastırarak ileri veya geriye doğru kazıdım
* İpucu: Yaprak taze ise yeşil kısım jöle gibi sıyrılıyor. Eğer kurumuş bir yaprak bulduysanız, onu bir gece suda bekletmek işinizi çok kolaylaştırır. Kazıdıkça o koyu yeşil tabaka gidiyor ve altından pırıl pırıl, krem rengi/beyaz lifler çıkmaya başlıyor. Tüm yeşil doku gidene kadar kazımaya devam ettim ve sonunda elimde bir tutam “saç” gibi görünen lifler kalacaktır.
3. Yıkama ve Kurutma Lifleri yeşil kalıntılardan tamamen arındırmak için suda güzelce yıkadım. Bu aşamada liflerin birbirine karışmamasına özen göstermek lazım. Yıkadıktan sonra balkonda kurumaya bıraktım. Kuruduklarında biraz daha sertleştiklerini ama hala bükülebilir olduklarını fark edeceksiniz.
4. Lifleri Yumuşatma: İpleri sabaha kadar kurumaya bıraktım. (Çevreye göre değişebilir, kuruyana kadar bekleyin). Kuruyan lifleri elimde yuvarlayarak, ovalayarak liflerine ayırarak ve keskin kenarlı bir masaya sürterek yumuşatma işlemi gerçekleştirdim.
5. İpe Dönüştürme: “Ters Büküm” Tekniği Lifler hazır, peki ya ip? Lifleri olduğu gibi kullanabilirsiniz ama onları bükerek birleştirmek mukavemeti katbekat artırıyor. Ben en klasik yöntem olan “Ters Büküm” tekniğini kullandım. Mantığı aslında basit ama eliniz alışana kadar biraz garip gelebilir.
* Bir tutam lif alın ve ortadan ikiye bükün. (Sağ elinizle dışa sol elinizle içe doğru çevirin)
* İki “bacak” oluşacak. İpin açık kısımları sol elimize, oluşacak ip kısmı sağ elimizde kalacak şekilde tutuyoruz.
* Üstteki bacağı parmaklarınızla kendinize doğru (kendi ekseni etrafında) çeviriyoruz.
* Sonra bu bükülmüş parçayı, alttaki parçanın üzerinden alta doğru atın. (Tutup çevirin)
* Sürekli “kendine bük, aşağı at” yaparak ilerleyin.
Bu zıt yönlü kuvvetler, ipin açılmasını engelliyor ve kilitliyor. İlk birkaç santimetreden sonra eliniz otomatiğe bağlıyor ve bu süreç daha kolay bir hale geliyor. Sonuç: Beklediğimden Çok Daha Sağlam Yaklaşık 30 dk – 1 saatlik bir uğraşın sonunda elimde, mağazadan aldığım jüt iplere taş çıkartacak sağlamlıkta bir ip vardı. Çektiğimde koparmam imkansızdı.
6. İp Ekleme: İp uzunluğu istediğimiz uzunlukta olmayınca ip ekleme yöntemi kullanmamız gerekir. Bunun için
* Uzatılmak istenen ipin kalınlığına uygun miktarda bir lif demeti alın ve eklenecek ip demetinin üzerine koyun. (İpin ucunu 1 cm civarı uzun bırakın)
* Yine ters büküm tekniği uygulayarak ip oluşturmaya devam edin.
* İp bir tur çevrilince dışarıda kalan ucu çevirdiğimiz köşeye doğru indirip ters büküm tekniği ile ip oluşturmaya devam edin.
Böylelikle birbirinden ayrılmayan ve sağlam bir ekleme yapmış oluruz.
İp örme tekniklerini başlangıç aşamasında evinizdeki jüt ip, herhangi bir lifli malzeme veya başka ipler kullanarak pratik yapın. Daha sonra doğal ve kendi yaptığınız liflerle ileri düzey deneyimleyin. Böylelikle hem tekniğinizi geliştirecek hem de zor anlarda çok işinize yarayan beceri kazanmış olacaksınız.
GÖRSELLER
Lifleri ayrıştırılmaya başlanmış avize çiçeği yaprağıAyrıştırılan lifler yıkama işleminden sonra kurutmaya bırakıldıKurutulan liflere yumuşatma işlemi yapıldı ve örmeye uygun kıvama getirildiYumuşatılan lifler örme işlemi için istenen kalınlığa göre uygun miktarlarda parçalara ayrıştırıldı.Örme işlemi gerçekleştirilen aşamaÖrme işlemi tamamlanınca oluşan ip
Doğada geçirilen her an, özellikle de hava bir anda değiştiğinde, pratik çözümlerle zaman kazanmak büyük önem taşır. Kamp kurarken ya da bir örtü (tarp) germeye çalışırken en çok vakit alan şeylerden biri de ana ip hattını kurmaktır. Yani örtünün ya da çadırın gergin durmasını sağlayan, iki nokta arasına çekilen o temel ip hattı. Bugün anlatacağım yöntem, bu işi saniyeler içinde yapmanızı sağlayacak kadar basit ve etkili.
Neden Bu Yöntem?
Kamp yaparken çoğumuz aynı sorunlarla uğraşırız: İp bir türlü gergin durmaz, düğümler sıkışır, yağmur bastığında örtü sarkar… Bu teknik ise bu sıkıntılara karşı pratik bir çözüm sunuyor. Hem hızlı, hem sağlam, hem de kolay çözülebilir bir sistem. Üstelik özel ekipman veya karmaşık düğümler de gerektirmiyor.
Gerekli Malzemeler
Bu sistemin en güzel yanı, hemen her doğada vakit geçiren kişilerin çantasında bulunabilecek basit malzemelerle yapılabilmesi:
3 ila 6 mm kalınlığında sağlam bir ip (paracord veya iskota ip idealdir)
Ana ip kalınlığından %20‐%40 daha ince ikinci bir ip (pursik için kullanılacak)
Ahşap çubuklar (ortası delinecek)
İpi bağlayabileceğin iki sağlam ağaç veya direk
İsteğe bağlı: Küçük bir karabina ya da ağaç koruyucu herhangi bir malzeme (hassas olanlar için)
Hepsi bu kadar. Yani hiçbir özel ekipmana ihtiyaç yok.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Pursik ana hat ipinden %20 – %40 arası daha ince olmalı ve kaygan olmayan, örgülü naylon veya polyester malzeme olmalı. (İpin çok aşırı ince olması ipin çok fazla sıkışıp kaymamasına ve ipin aşınmasına neden olabilir, fazla kalın olması da ipin tutunmasına engel olur.
En az 2 – 3 tur ıslak veya ip çapının aynı olması koşullarında 4- 5 tur sarım tercih edilmeli. Aksi halde güvenlik ve kullanım zorlukları yaşanabilir.
Adım Adım Ana Hat Çubukları Yapımı
İsterseniz direkt yuvarlak bir dal parçası kullanın isterseniz de benim gibi paletlerden çıkan çıra parçalarını değerlendirin. Eğer yuvarlak dal parçası kullanıyorsanız işiniz kolay, kullanmıyorsanız köşeleri biraz yuvarlamak gerekebilir. Ben burada 5 cm e 2 cm bir çıra parçası keserek işe başladım.
Kesimin ardından ahşap parçamın merkezini bulup işaretledim.
İşaretin ortasından kullanılacak ip çapında veya istenilen çapta bir delik açılacak. (Kullanılacak çaptan daha büyük tercih etmek iyidir) Ahşabımın uzun kenarlarını yuvarladım. Ne kadar yuvarlak olursa o kadar iyidir.
Kısa kenarlar da yuvarlandıktan sonra işlem tamamdır. Kullanmaya hazır.
Adım Adım Ana Hat Kurulumu
1. İlk Ucu Sabitle
İpinin bir ucuna basit bir düğüm atın ve diger uçtan bir adet çubuğu ipten geçirin ardınden ipi ağacın çevresinden geçirerek boşta olan çubuğumuzun arkasına atarak sabitleyin.
Burada amaç, ipin kaymadan durması ama gerektiğinde kolayca çözülebilmesidir.
2. Diğer Ucu Gerdir
İpin diğer ucunu karşıdaki ağaca geçir ve germe hattını oluştur. İpimizi ağacın arkasından geçirdikten sonra bize en yakın pursik düğümünün içinden ahşabımız ile geçiriyoruz. Ardından ahşap parçamız pursiğin içinde kalacağı için gerdirme işlemini rahatlıkla yapabiliriz. İpler birbirine sürterek birbirlerini sıkıştıracağı için eller serbest şekilde gerdirme işlemine yapabileriz.
Pursik düğümü sistemini kullanmak istemeyenler için “kamyoncu düğümü” benzeri bir gerdirme yöntemi kullanılabilir, tercih size kalmış.
Bu iki sistem, ipi adeta küçük bir makara gibi çalıştırarak çok daha güçlü bir gerginlik oluşturmanı sağlar. İsterseniz kamyoncu düğümü sistemini isterseniz de pursik ile aynı sistemi sağlayarak gerdirme işini yapabiliriz.
3. Kilitle ve Sabitle
İstediğin gerginliği yakaladıktan sonra, ipin sonuna küçük bir çözülür ilmek at.
Bu, hattın sabit kalmasını sağlar ama sökmek istediğinde tek bir çekişle hemen açılır.
4. Tarpı Gerdir
Tarpın (örtü) boyutuna göre iki uçtaki pursik düğümlerine sabitleyin ve iki uçtan gerdirerek sabitleyin.
5. Kontrol Et
İp hattı yeterince gergin ve düzse, işlem tamam. Ağaç kabuğuna zarar vermemek isterseniz ipin altına bir parça bez veya kemer gibi koruyucular koyabilirsiniz
NOT: İple ilgili detaylar videoda paylaşılmıştır o yüzden yazıda yer verilmedi.
Çelik – Çakmaktaşı tekniği, insanlık tarihinde ateşe hükmetme yolculuğunun en önemli adımlarından biridir. Bu yöntem, binlerce yıl boyunca ateş yakmanın en güvenilir ve yaygın yolu olmuş, 19. yüzyılda kibritin icadına kadar popülerliğini korumuştur.
1. Kökeni (Tarihçesi)
Çelik-çakmaktaşı tekniğinin kökeni, adından da anlaşılacağı gibi Demir Çağı’na (yaklaşık M.Ö. 1200’lerden itibaren) dayanır. İnsanların demiri işleyip yüksek karbonlu çelik üretmeyi öğrenmesiyle birlikte bu teknik ortaya çıkmıştır.
Önceki Yöntem: Bu teknikten önce, en yaygın vurmalı yöntem pirit (bir demir sülfür minerali) ve çakmaktaşı kullanmaktı. Ancak çelik kullanımı, çok daha sıcak, daha parlak ve daha uzun ömürlü kıvılcımlar ürettiği için devrim niteliğinde bir gelişmeydi. Bu da ateşi daha hızlı ve daha güvenilir bir şekilde yakmayı sağladı.
Yaygınlaşması: Roma İmparatorluğu döneminde standart bir ekipman haline geldi ve Vikinglerden Orta Çağ şövalyelerine, Osmanlı askerlerinden Amerika’nın ilk yerleşimcilerine kadar çok geniş bir coğrafyada ve zaman diliminde kullanıldı.
2. Ardında Yatan Bilim
Olay basit bir sürtünme gibi görünse de arkasında temel fizik ve kimya prensipleri yatar.
Sertlik Farkı: İşin sırrı malzemelerin sertlik farkındadır. Çakmaktaşı (bir kuvars türü), Mohs sertlik skalasında yaklaşık 7 sertliğe sahiptir. Yüksek karbonlu çelik ise genellikle 5.5 – 6.5 arasındadır. Bu, çakmaktaşının keskin bir kenarının çelikten daha sert olduğu anlamına gelir.
Kıvılcım Nedir?: Vuruş anında, çakmaktaşının keskin kenarı, çelik yüzeyden mikroskobik boyutta bir metal parçacığı “kazır” veya “talaş kaldırır”. Bu eylem sırasında ortaya çıkan yoğun sürtünme, bu minik çelik parçasını anında akkor haline getirir, yani yaklaşık 800-900°C sıcaklığa kadar ısıtır.
Oksidasyon (Yanma): Asıl parlaklığı veren şey bu adımdır. Havayla temas eden bu aşırı ısınmış, minik çelik parçacığı, oksijenle çok hızlı bir şekilde reaksiyona girer. Bu, piroforik oksidasyon olarak bilinen bir yanma reaksiyonudur. Kısacası, gördüğünüz o parlak kıvılcım, aslında yanan bir demir parçacığıdır.
Kav’ın Rolü: Çıkan kıvılcım çok sıcak olsa da enerjisi düşüktür ve kısa sürelidir. Bu nedenle doğrudan bir odunu veya yaprağı tutuşturamaz. Burada devreye kav girer. Kav, çok düşük sıcaklıklarda bile köz tutabilen, özel olarak hazırlanmış bir malzemedir. Kıvılcım kavın üzerine düştüğünde, onu yakıp bir aleve dönüştürmez; bunun yerine yavaş yavaş yanan bir kor oluşturur.
3. Püf Noktaları ve Uygulama
Gerekli Malzemeler:
Çelik (Çakmak): Genellikle “C” veya “U” şeklinde, yüksek karbonlu çelikten yapılmış bir parçadır. Eğri yüzeyi, vuruş açısını kolaylaştırırken, parmaklarınızı korur. İyi bir çelik, bol ve parlak kıvılcımlar saçar.
Çakmaktaşı (Flint): Sert, camsı bir kayaçtır. En önemli özelliği, kırıldığında jilet gibi keskin kenarlar oluşturmasıdır. Bu keskin kenar, çeliği kazımak için kritiktir. Kenar körelirse, taşı kırarak yeni bir keskin kenar elde etmek gerekir.
Kav: En kritik malzemedir. En iyi kav, “kumaş kömürü” (char cloth) olarak bilinen, havasız ortamda yakılarak kömürleştirilmiş pamuklu kumaştır. Diğer iyi kavlar arasında kav mantarı, bazı bitkilerin havları (örneğin ısırgan otu) bulunur.
Adım Adım Uygulama:
Hazırlık: Bir “kuş yuvası” hazırlayın. Bu, kuru ot, ağaç kabuğu lifleri veya ince dallardan oluşan, avucunuza sığacak bir tutuşturucu yumağıdır.
Kavı Yerleştirme: Çakmaktaşını, keskin kenarı yukarı bakacak şekilde dominant olmayan elinizle tutun. Bir parça kav bezini (veya kullanacağınız kavı) tam olarak bu keskin kenarın üzerine, başparmağınızla sabitleyerek yerleştirin.
Vuruş Tekniği: Çeliği diğer elinize alın. Amaç, çakmaktaşına sertçe vurmak değil, çeliği yaklaşık 30-45 derecelik bir açıyla, hızlı ve kararlı bir hareketle çakmaktaşının keskin kenarına sıyırarak vurmaktır. Hareket bilekten gelmelidir. Çelik, taşa çarptıktan sonra aşağı ve ileri doğru gitmelidir.
Kıvılcımı Yakalama: Doğru yapıldığında, çelikten kopan kıvılcımlar yukarı ve ileri doğru, doğrudan kav bezinin üzerine fırlar. Bir veya birkaç denemeden sonra kıvılcımlardan biri kav bezine düşerek onu köz haline getirecektir. Kav bezi alev almaz, sadece sigara gibi kırmızı bir nokta halinde sessizce yanar.
Koru Aleve Dönüştürme: Közü yakaladığınız anda, kav bezini dikkatlice alın ve önceden hazırladığınız “kuş yuvası”nın ortasına yerleştirin. Yuvayı ellerinizle nazikçe kapatın ve yavaşça üflemeye başlayın. Oksijen akışı közü büyütecek ve bir süre sonra kuş yuvası aniden alev alacaktır.
Diğer Vurmalı İlkel Ateş Teknikleri
Çelik-çakmaktaşı tekniği en gelişmişi olsa da ondan önce kullanılan başka bir vurmalı teknik daha vardır: Pirit/Markazit ve Çakmaktaşı Tekniği
Bu, insanlık tarihinin bilinen en eski vurmalı ateş yakma yöntemlerinden biridir ve kökeni Paleolitik Çağ’a kadar uzanır. Ünlü buzul adamı Ötzi’nin yanında bu yönteme uygun malzemeler bulunmuştur.
Malzemeler:
Pirit veya Markazit: Bunlar demir sülfür mineralleridir. Pirit daha kararlı ve yaygındır. “Ahmak altını” olarak da bilinir.
Çakmaktaşı (veya başka bir sert kayaç): Yine sert ve keskin kenarlı bir taşa ihtiyaç vardır.
Kav: Bu yöntemde çıkan kıvılcımlar, çelikten çıkanlara göre daha soğuk ve daha az enerjiktir. Bu nedenle, kav mantarı (amadou) gibi son derece kolay tutuşabilen bir kav kullanmak neredeyse zorunludur.
Ardındaki Bilim: Mekanizma çelikten farklıdır. Çakmaktaşı pirite sürtüldüğünde veya vurulduğunda, pirit toz haline gelir. Bu ince pirit tozu, sürtünme ısısı ve havadaki oksijenle hızla reaksiyona girerek yanar ve bir kıvılcım oluşturur. Bu reaksiyon sırasında belirgin bir kükürt kokusu ortaya çıkar.
Uygulama ve Zorluklar:
Teknik, çelik-çakmaktaşına benzer şekilde, pirit parçasına çakmaktaşıyla vurarak kıvılcımları kavın üzerine düşürmeyi hedefler.
Çok daha fazla pratik ve sabır gerektirir. Kıvılcımlar daha sönüktür ve köz elde etmek daha zordur.
Pirit nemli havada zamanla bozularak sülfürik asit üretebilir, bu da malzemenin etkinliğini azaltır. Bu iki yöntem, ateşi “taşınabilir” hale getiren ve sürtünme (yay tekniği, el matkabı vb.) gibi daha meşakkatli yöntemlere göre daha hızlı sonuç veren vurmalı tekniklerin en bilinen örnekleridir.
Notlar: Bu yazı başka kombinasyonlar gösterilmek istendiğinde zamanla güncellenebilir veya yeni bir başlık altında yayınlanabilir. Lütfen takipte ve esen kalın!
El matkabı, ilkel ateş yakma tekniklerinden biridir ve tarihte birçok avcı-toplayıcı topluluk tarafından kullanılmıştır. Kökeni, insanlığın ateşi kontrollü bir şekilde üretmeye başladığı en eski dönemlere dayanır. Arkeolojik bulgular, bu yöntemin özellikle Amerika yerlileri, Afrika kabileleri, Aborjinler ve Polinezya halkları tarafından kullanıldığını göstermektedir. Şimdi, el matkabı tekniğiyle ateş yakma sürecini aşama aşama açıklayalım:
El Matkabı ile Ateş Yakma Aşamaları
1. Malzemelerin Hazırlanması
Matkap Çubuğu: Sert ama çok yoğun olmayan, kolayca aşınabilen bir ahşap çubuk (örneğin şifa otu, deve dikeni, deve dikeni, yucca (avize çiçeği) veya sığır kuyruğu).
Ocak Tahtası: Üzerinde sürtünmenin oluşacağı düz bir ahşap parçası (yumuşak ağaçlar tercih edilir, (örneğin söğüt, kavak, ıhlamur veya sedir.)
Kav (Tutuşturucu Malzeme): Kuru otlar, yumuşak ağaç kabukları veya kav mantarı gibi kolay tutuşabilen malzemeler.
Destek ve Koruyucu Malzemeler: Altına közün düşeceği bir yaprak, karton parçası ya da ağaç kabuğu.
2. Ocak Tahtasının Hazırlanması
Ocak tahtasının uygun bir yerinex, matkap çubuğunun döneceği küçük bir çukur açılır.
Çukurun kenarından dışarı doğru ters V şekilli bir kanal oyulur. Bu kanal, çıkan közlerin birikmesini sağlar.
3. Matkap Çubuğunun Konumlandırılması
Çubuğun ucu çukurun içine yerleştirilir.
Eller çubuğun iki yanına yerleştirilerek aşağı doğru baskı uygulanır.
4. Döndürme Hareketi (Sürtünme ile Isı Üretme)
Eller çubuğun iki yanında yukarıdan aşağıya doğru hareket ettirilerek döndürülür.
Çubuk aşağı bastırılarak döndürülmeye devam edilir.
Döndürme işlemi devam ettikçe, tahta üzerinde ısı artar ve ince kömürleşmiş tozlar oluşur.
5. Közün Oluşturulması
Yeterli ısı sağlandığında, ocak tahtasının kanal kısmında küçük bir köz oluşur.
Oluşan köz dikkatlice kav malzemesine aktarılır.
6. Ateşin Alevlendirilmesi
Kav malzemesi közle birlikte elde tutulur ve hafifçe sallanarak hava ile teması artırılır.
Üfleyerek közün alev alması sağlanır.
Alev oluştuğunda kuru çalılar ve küçük dallarla ateş büyütülür.
Bu yöntem, doğru malzeme seçimi ve teknikle uygulandığında oldukça etkili olabilir. Ancak sabır, pratik ve doğru nem oranında malzeme seçimi gerektirir. El matkabı yöntemi, doğada ateş yakmanın en temel ve doğal yollarından biridir.
Dipnot: Bu yazı zamanla uygun kombinasyonlar için düzenlenebilir veya ayrı bir başlıkta yayınlanabilir. Takipte ve esen kalın!
Selamlar… Malum havalar ısınıyor ve ısınmanın etkisiyle de böcek, haşereler de artık hayatımızda önemli bir sorun haline gelmeye başlıyor. Özellikle kamp ve seyahatlerde bu sorundan korunmanın etkili bir yöntemi mevcut. Bu yöntem Permetrin ve Deet içerikli harika kombinasyon. Bu ikili birlikte kullanıldığında %99’a varan bir koruma sağlıyor. Hem kendi deneyimlerime hem de uzun yıllar araştırmaya dayanan güvenilir bir yöntemdir.
UYARI: Okuyanacağınız bu makaleyi denemeden önce mutlaka doktorunuza danışın. Bu yazı sadece kişisel deneyimleri ve araştırmaları içerir. Oluşabilecek maddi ve manevi sorunlardan bu site ve yazısorumlututulamaz.
Permetrin Nedir? Ve Permetrin ile Giysi Koruması Nasıl Sağlanır?
Permetrin, giysileri böcek ısırıklarına ve böcek kaynaklı hastalıklara karşı korumak için yaygın olarak kullanılan sentetik bir insektisittir (böcek ilacı). Krizantem çiçeğinde bulunan doğal böcek öldürücü piretrinlerin sentetik bir versiyonu olan piretroid grubuna aittir. Giysilere uygulandığında, temas eden böcekleri öldürerek veya etkisiz hale getirerek uzun süreli koruma sağlar.
Permetrinin Böcekler Üzerindeki Etki Mekanizması Nasıldır?
Permetrin (C21H20Cl2O3), böceklerin sinir sistemini hedef alarak çalışan geniş spektrumlu bir insektisittir. Böcekler permetrin ile temas ettiğinde, kimyasal madde sinir hücrelerinin normal işleyişini bozar. Spesifik olarak, sinir hücrelerindeki sodyum kanallarının kapanmasını geciktirir. Bu durum, sinirlerin sürekli olarak uyarılmasına (aşırı eksitasyon), kas spazmlarına, koordinasyon kaybına, felce ve nihayetinde böceğin ölümüne yol açar.
Permetrin, insanlara ve diğer memelilere kıyasla böcekler için çok daha toksiktir. Bunun temel nedeni, böceklerin permetrini vücutlarında insanlar kadar hızlı bir şekilde parçalayamaması ve daha küçük vücut kütlelerine sahip olmalarıdır.
Giysilere Uygulama ve Kumaşla Etkileşim
Permetrin, giysilere iki ana yöntemle uygulanır:
Sprey Ürünler: Kullanıcılar, permetrin içeren sprey ürünleri doğrudan giysilerinin dış yüzeylerine püskürtebilirler. Uygulama genellikle iyi havalandırılan bir alanda, giysiler asılıyken veya düz bir zemine yayılmışken yapılır ve kuruması için belirli bir süre beklenir.
Emdirme Yöntemi: Kullanıcılar Konsantre permetrin ve su karışımı hazırlar. Ürünün kullanma kılavuzunda belirttiği şekilde permetrin ve su karışımını seyrelterek bir karışım elde eder. Giysileri bu karışıma daldırıp bir kaç dakika bekletip kuruması için bekletir. (Bu yöntem çok daha ileri seviyedir fakat daha uzun süre etkilidir.)
Permetrin, kumaş liflerine etkili bir şekilde bağlanır. Bu bağlanma, ilacın yıkama ve aşınma ile hemen kaybolmasını engeller ve etkinliğinin daha uzun süre devam etmesini sağlar. Ancak, permetrinin ciltten emilimi çok düşüktür ve cilt üzerinde hızla parçalanır. Bu nedenle, giysilere uygulandığında böceklere karşı etkiliyken insanlar için nispeten güvenli kalır. Giysi koruması için üretilen permetrin ürünleri kesinlikle doğrudan cilde uygulanmamalıdır.
Giysi Üzerindeki Koruma Mekanizması
Permetrinle işlem görmüş bir giysi, böceklere karşı aktif bir bariyer görevi görür:
Temas Yoluyla Etki: Permetrin, böceklerin sadece yakınına gelmesiyle değil, doğrudan giysiyle temas etmesi sonucu etki gösterir. Böcek (sivrisinek, kene, karınca, pire vb.) permetrinli kumaşa konduğunda veya üzerinde yürüdüğünde, ayakları ve vücudu aracılığıyla insektisite maruz kalır.
Uzaklaştırma ve Öldürme: Permetrin, bazı böcekler için bir miktar uzaklaştırıcı (repellent) etki gösterebilse de, birincil etki mekanizması temas yoluyla zehirlenmedir. Böcekler, genellikle ısırmaya veya sokmaya fırsat bulamadan önce felç olur ve ölürler. Bu “knockdown” etkisi, özellikle keneler gibi daha yavaş hareket eden ve tutunmaya çalışan böceklere karşı önemlidir.
Etki Süresi ve Dayanıklılık
Permetrinle işlem görmüş giysilerin koruyucu etkisi kalıcı değildir ancak oldukça uzun sürebilir. Etki süresi çeşitli faktörlere bağlıdır:
Uygulama Yöntemi: Emdirme yöntemiyle işlem görmüş giysiler genellikle sprey uygulamalarına göre daha uzun süre dayanır.
Yıkama Sayısı: Her yıkama, kumaştaki permetrin miktarını bir miktar azaltır. Ancak, permetrin kumaş liflerine iyi bağlandığı için genellikle birkaç yıkamaya (ürüne bağlı olarak 4-6 ila 20-70 yıkama arasında değişen iddialar bulunmaktadır) kadar etkinliğini sürdürebilir. Ürün etiketindeki talimatlar bu konuda belirleyicidir.
Güneş Işığına Maruz Kalma: Uzun süreli ve yoğun güneş ışığı (ultraviyole radyasyon) permetrinin etkinliğini azaltabilir.
Aşınma ve Yıpranma: Giysinin genel kullanımı ve maruz kaldığı fiziksel koşullar da etki süresini etkileyebilir. Genellikle, evde sprey ile yapılan uygulamaların etkisi birkaç hafta veya birkaç yıkama sürerken, ticari olarak işlem görmüş giysiler (direkt bu amaçla üretilen giysiler bulunuyor) ve emdirme yöntemiyle işlem görmüş giysiler daha uzun süreli koruma sağlayabilir.
İnsan Sağlığı ve Güvenlik Hususları
Permetrin, giysilere doğru şekilde uygulandığında ve kullanıldığında insanlar için genellikle güvenli kabul edilir. ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) gibi birçok sağlık ve güvenlik kuruluşu, giysilerde permetrin kullanımını onaylamaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır:
Uygulama Önlemleri: Sprey uygulaması yapılıyorsa, bu işlem açık havada veya iyi havalandırılan bir yerde yapılmalı, ürünün solunmasından kaçınılmalı ve uygulama sırasında eldiven kullanılması önerilir. Uygulama yapılan giysiler tamamen kuruduktan sonra giyilmelidir.
Cilt Teması: Permetrin giysiler için tasarlandığından cilde doğrudan sürülmemelidir. Ciltte tahrişe neden olabilir. Giysiler kuruduktan sonra ciltle temasında genellikle bir sorun yaratmaz.
Hassasiyet: Nadiren de olsa, bazı kişilerde permetrinle işlenmiş giysilere karşı ciltte hafif kızarıklık, kaşıntı veya tahriş gibi reaksiyonlar görülebilir. Bu tür bir reaksiyon fark edilirse, giysinin kullanımı durdurulmalı ve bir doktora danışılmalıdır.
Çocuklar ve Hamile Kadınlar: Permetrinle işlenmiş giysilerin 2 aylıktan büyük çocuklar tarafından kullanılması genellikle güvenli kabul edilir. Hamile ve emziren kadınların permetrinli ürünleri kullanmadan önce doktorlarına danışmaları önerilir, ancak birçok kaynak riskin düşük olduğunu belirtmektedir.
Kediler İçin Toksisite: Kediler, permetrini metabolize etme konusunda diğer hayvanlara ve insanlara göre çok daha yavaştır ve bu nedenle permetrine karşı oldukça hassastırlar. Permetrinle işlem görmüş giysilerin kedilerle doğrudan ve uzun süreli temasından kaçınılmalıdır. Uygulama yapılan alanlar kedilerden uzak tutulmalı ve giysiler tamamen kuruduktan sonra bile dikkatli olunmalıdır.
Kullanım Alanları
Permetrinle giysi koruması, özellikle aşağıdaki durumlar ve kişiler için faydalıdır:
Açık Hava Aktiviteleri: Doğa yürüyüşü, kampçılık, avcılık, balıkçılık gibi aktivitelerde bulunan kişiler için sivrisinek, kene ve diğer böcek ısırıklarından korunmada etkilidir.
Seyahat: Özellikle böcek kaynaklı hastalıkların yaygın olduğu bölgelere seyahat edenler için önemli bir koruma yöntemidir.
Mesleki Mecburiyet: Orman işçileri, askerler, tarım işçileri gibi işleri gereği yoğun böcek ortamlarında bulunan kişiler için önerilir.
Sonuç olarak, permetrin ile giysi koruması, doğru kullanıldığında böceklere karşı etkili ve insanlar için nispeten güvenli bir yöntemdir. Kullanım talimatlarına uyulması, potansiyel riskleri en aza indirirken maksimum koruma sağlamak için kritik öneme sahiptir.
Şimdi de Deet içerikli ürünlere genel bir bakış yapıyoruz…
DEET İçerikli Ürünlerin Koruması ve Kullanımı: Detaylı Bilgiler
DEET (N,N-Dietil-meta-toluamid), günümüzde en yaygın kullanılan ve en etkili böcek kovuculardan biridir. Özellikle sivrisinek, kene, pire ve diğer ısıran böceklere karşı koruma sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Etkinliği ve güvenlik profili üzerine yapılmış çok sayıda çalışma bulunmaktadır.
DEET Nedir ve Böcekleri Nasıl Uzaklaştırır?
DEET, ilk olarak 1944 yılında ABD ordusu için geliştirilmiş ve 1957’de sivil kullanıma sunulmuş kimyasal bir bileşiktir. Hafif sarımsı renkte, yağımsı bir sıvıdır.
DEET’in böcekleri nasıl uzaklaştırdığına dair kesin mekanizma hala tam olarak aydınlatılamamış olsa da, kabul gören birkaç temel teori bulunmaktadır:
Koku Reseptörlerini Engelleme: En yaygın kabul gören teoriye göre DEET, böceklerin insanları ve diğer memelileri bulmak için kullandıkları koku alma duyularını (özellikle antenlerindeki koku reseptörlerini) etkiler. İnsanların nefesinden yayılan karbondioksit (CO2) ve terdeki laktik asit gibi kimyasallar, böcekler için cezbedicidir. DEET’in bu kimyasalları algılayan reseptörleri bloke ettiği veya bozduğu düşünülmektedir. Bu sayede böcek, potansiyel bir konağın (insan veya hayvan) kokusunu alamaz veya doğru bir şekilde yorumlayamaz, dolayısıyla konaklama ve ısırma davranışı engellenmiş olur.
Doğrudan Uzaklaştırıcı Koku: Bazı araştırmalar, DEET’in böcekler için hoş olmayan, doğrudan itici bir kokuya sahip olduğunu da öne sürmektedir. Böcekler DEET kokusunu aldıklarında aktif olarak o bölgeden uzaklaşırlar.
Temas İticiliği: DEET sürülmüş bir yüzeye temas eden böceklerin de rahatsız olduğu ve bölgeyi terk ettiği gözlemlenmiştir.
Sonuç olarak, DEET böcekleri öldürmez; bunun yerine onların insanları bir besin kaynağı olarak algılamasını ve yaklaşmasını engelleyerek koruma sağlar.
Hangi Böceklere Karşı Etkilidir?
DEET, geniş bir böcek yelpazesine karşı etkilidir. Başlıcaları şunlardır:
Sivrisinekler: Zika virüsü, Batı Nil virüsü, dang humması, sıtma gibi hastalıkları taşıyabilen sivrisineklere karşı yüksek düzeyde koruma sağlar.
Keneler: Lyme hastalığı, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi ciddi hastalıkları bulaştırabilen keneleri uzak tutmada etkilidir.
Pireler, At Sinekleri ve Geyik Sinekleri gibi diğer ısıran böcekler.
Bazı çalışmalarda karasinekler ve sülükler üzerinde de caydırıcı etkisi olduğu rapor edilmiştir.
DEET Konsantrasyonu ve Etki Süresi
DEET içeren ürünler farklı konsantrasyonlarda (%5 ile %100 arasında) bulunabilir. Konsantrasyon, ürünün koruma süresiyle doğrudan ilişkilidir:
Düşük Konsantrasyonlar (örneğin %5-10): Daha kısa süreli koruma sağlar (genellikle 1-3 saat). Sık sık yeniden uygulama gerektirebilir. Kısa süreli dış mekan aktiviteleri için uygun olabilir.
Orta Konsantrasyonlar (örneğin %15-30): Daha uzun süreli koruma sağlar (genellikle 4-8 saat). En yaygın ve genellikle tavsiye edilen konsantrasyon aralığıdır.
Yüksek Konsantrasyonlar (örneğin %50-100): En uzun süreli korumayı sunar (8-12 saate kadar veya daha fazla). Ancak, %50’nin üzerindeki konsantrasyonların koruma süresini anlamlı ölçüde artırmadığı, sadece daha uzun süre etkili kaldığı belirtilmektedir. Yüksek konsantrasyonlar, böcek yoğunluğunun çok fazla olduğu veya uzun süreli kesintisiz korumanın gerektiği ekstrem durumlar için düşünülebilir.
Unutulmamalıdır ki terleme, yüzme, kıyafetlerle sürtünme gibi faktörler DEET’in etkinliğini azaltabilir ve daha sık yeniden uygulama gerektirebilir. Her zaman ürün etiketindeki talimatlara uyun.
Güvenli ve Etkili Kullanım Önerileri
DEET’in güvenli ve etkili kullanımı için aşağıdaki önerilere dikkat edilmelidir:
Sadece Açıkta Kalan Cilde Uygulayın: Giysilerle örtülü cilt bölgelerine DEET uygulamayın. Giysilerin dış yüzeyine de sıkılabilir (ancak aşağıda belirtilen malzeme etkileşimlerine dikkat edin).
Yüz Uygulaması: Yüze doğrudan sprey sıkmayın. Önce elinize sıkın, ardından göz ve ağız çevresinden kaçınarak yüzünüze yayın.
Kesik, Yaralı veya Tahriş Olmuş Cilde Uygulamayın: Açık yaralara veya güneş yanığı gibi tahriş olmuş cilt bölgelerine DEET sürmekten kaçının.
Göz ve Ağız ile Temasından Kaçının: Yanlışlıkla temas olursa, bol su ile yıkayın.
Çocuklarda Kullanım:
2 aylıktan küçük bebeklerde DEET içeren ürünlerin kullanılması önerilmez.
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), 2 aylıktan büyük çocuklar için %10 ila %30 DEET içeren ürünlerin kullanılmasını önermektedir.
Kanada Sağlık Bakanlığı gibi bazı kurumlar, 6 aydan küçük bebeklerde DEET kullanılmamasını, 6 ay-2 yaş arası için en fazla %10 DEET içeren ürünlerin günde bir kez, 2-12 yaş arası için ise %10 DEET içeren ürünlerin günde en fazla 3 kez kullanılmasını tavsiye eder. Her zaman ürün etiketindeki yaş ve uygulama sıklığı talimatlarını kontrol edin.
Çocuklar için genellikle %10 ila %30 arasında daha düşük DEET konsantrasyonları tercih edilir. Koruma süresi daha kısa olacağından gerektiğinde yeniden uygulama yapılabilir.
Ürünü çocuğun cildine bir yetişkin uygulamalıdır.
Çocukların ellerine, gözlerine ve ağızlarına sürmekten kaçının (özellikle küçük çocukların ellerini ağızlarına götürme eğilimi nedeniyle).
Çocuklar iç mekana döndüklerinde DEET sürülmüş ciltleri sabunlu su ile yıkanmalıdır.
Yeniden Uygulama: Ürün etiketinde belirtilen süre sonunda veya aşırı terleme, yüzme sonrası etkinin azaldığını hissettiğinizde yeniden uygulayın. Gereğinden fazla veya sık uygulamaktan kaçının.
İç Mekana Dönünce Yıkayın: Dışarıdaki aktiviteniz bittiğinde ve artık böcek kovucuya ihtiyacınız kalmadığında, DEET uygulanmış cilt bölgelerinizi sabunlu su ile yıkayın. DEET uygulanmış giysileri de yıkamadan tekrar giymeyin.
Alerjik Reaksiyonlar: Nadir de olsa bazı kişilerde ciltte kızarıklık, kaşıntı veya döküntü gibi alerjik reaksiyonlar görülebilir. Böyle bir durumda ürünün kullanımını durdurun ve gerekirse bir doktora başvurun.
Hamile ve Emziren Kadınlar: Mevcut verilere göre, hamile ve emziren kadınların etiket talimatlarına uygun şekilde DEET kullanması genellikle güvenli kabul edilir. Ancak yine de doktorlarına danışmaları önerilir.
DEET’in Malzemelerle Etkileşimi
DEET, bazı sentetik malzemelerle etkileşime girerek onlara zarar verebilir:
Zarar Verebileceği Malzemeler: Plastikler (gözlük çerçeveleri, saat kristalleri, bazı sentetik kumaşlar gibi), suni ipek (rayon), spandeks, asetat, vernikli veya boyalı yüzeyler ve deri. Bu tür malzemelerle temasından kaçınılmalıdır.
Genellikle Güvenli Olduğu Malzemeler: Pamuk, yün ve naylon gibi doğal lifler ve bazı sentetik kumaşlarla genellikle güvenle kullanılabilir.
Kıyafetlere uygularken, önce kıyafetin görünmeyen küçük bir yerinde test yaparak herhangi bir renk değişikliği veya hasar olup olmadığını kontrol etmek iyi bir fikirdir.
Potansiyel Yan Etkiler
DEET, talimatlara uygun kullanıldığında genellikle güvenlidir. En sık bildirilen yan etki ciltte hafif tahriştir (kızarıklık, kaşıntı). Bu genellikle ürün yıkanınca geçer.
Çok nadir durumlarda, özellikle yüksek konsantrasyonların aşırı veya yanlış kullanımı sonucu daha ciddi nörolojik yan etkiler (baş ağrısı, uykusuzluk, kafa karışıklığı, nadiren nöbetler) bildirilmiştir. Ancak bu tür vakalar son derece seyrektir ve genellikle talimat dışı kullanımla ilişkilidir.
Sonuç olarak, DEET içeren ürünler, doğru konsantrasyonda ve kullanım talimatlarına uygun şekilde kullanıldığında böcek kaynaklı hastalıklara ve ısırıklara karşı etkili ve güvenilir bir koruma yöntemidir. Ürün etiketini dikkatlice okumak ve güvenlik önerilerine uymak, olası riskleri en aza indirirken maksimum faydayı sağlamak için kritik öneme sahiptir.
ÖZET VE ÖNEMLİ NOTLAR
DEET’in koruyuculuğu kullanılan konsantrasyona göre artar. %30 DEET genellikle 6-8 saat etkili olur. %50’ye kadar çıkılabilir (daha uzun süreli etki için).
Permetrin genellikle %0.5 konsantrasyonda giysilere uygulanır ve yıkamaya dayanıklı şekilde 4-6 yıkamaya kadar etkili kalabilir.
Kombinasyonla, hem böceğin yaklaşması önlenir (DEET), hem de temas etmesi halinde öldürücü etki sağlanır (Permetrin).
Askeri saha testlerinde bu kombinasyonla %99’a kadar koruma sağlandığı rapor edilmiştir.
DEET, ciltte doğrudan kullanılır ve böcekleri uzaklaştırıcıdır. Doğrudan teması engeller.
Permetrin, giysi ve eşyalara uygulanır, böcek temas ettiğinde öldürücü etki gösterir.
Birlikte kullanım, hem caydırıcı (DEET), hem öldürücü (Permetrin) etki sağladığı için sinerjik ve çok daha güçlü koruma oluşturur.
Kombinasyon, özellikle kene ve sivrisinek kaynaklı hastalıklara karşı en etkili strateji olarak kabul edilir.
DEET – Permetrin – Kombinasyon Etkililiği Tablosu
Hedef Böcek Türü
Sivrisinek
DEET (%20–30): %90–95
Permetrin (%0.5, giysi): %60–80
DEET + Permetrin: %98–99
Kene
DEET (%20–30): %80–90
Permetrin (%0.5, giysi): %90–95
DEET + Permetrin: %99+
Tatarcık (Sandfly)
DEET (%20–30): %70–90
Permetrin (%0.5, giysi): %60–70
DEET + Permetrin: %95–98
Karasinek
DEET (%20–30): %60–80
Permetrin (%0.5, giysi): %50–60
DEET + Permetrin: %90–95
Tropikal Böcekler
DEET (%20–30): %85–95
Permetrin (%0.5, giysi): %70–90
DEET + Permetrin:%98–99+
ÖNERİLER VE SON DÜZELTMELER
Ülkemizde bu iki etken maddeyi benim bildiğim sadece bir firma üretiyor o da Chrysamed. Bu yüzden kullanıcıların doğru ürünleri almalarına yardımcı olmak için bir güncelleme yapma mecburiyetindeyim.
Öncelikle Deet içeriği için REPELLENT D30 spreyi alıp doğrudan vücuda uygulama yapmak gerekiyor.
Kendi sitelerindeki görseli bu şekilde.
Permetrin içeriği ise iki seçenek mevcut birisi kullanıma hazır ürün olan İNSEKTİSİT MAX adlı ürün bu ürün firma tarafından doğrudan kullanıma uygun şekilde üretiliyor. Yani doğrudan satın alıp ev, giysi kullanımına uygun ancak blog yazımızda belirttiğimiz %0.5 permetrin içeriğini karşılamıyor. Bu halde kullanımında 0.2 permetrin içeriği bulunuyor. 0.5 permetrin içeriği 4-6 yıkama veya 4-6 hafta atki ve yüzde 90 üztü koruma sağlarken 0.2 içerik çok daha kısa süreli ve az koruma sağlar. Yine de günlük kullanım ve güvenli kullanım için gayet yeterli seviyededir.
Görseli sitelerinde bu şekilde. (İhtiyaca göre boyları mevcut)
Peki %0.5 içerik üretmemiz mümkün değil mi derseniz tabii ki mümkün. Yine sitelerinde KONSANTRE EC PLUS adlı ürün mevcut. Bu ürün %25 permetrin içeriğine sahiptir. Tabii ki bu haliyle kullanılması mümkün değildir. %0.5 e çevrilmesi için doğru oranda seyreltilmesi gereklidir. Ancak bunun uygulaması sadece yetkili kişilerce mümkündür. Çevrenizdeki yetkili ilaç şirketlerine danışıp içeriğini 0.5 e düşürmesini isteyebilirsiniz. Sadece profesyonel kullanım içindir.
Kendi sitelerinde görseli bu şekilde. (İhtiyaca göre boyları mevcut)
Uyarı
İnteksitit Max adlı ürünü giysi, çadır, bot gibi materyallerin üzerinde kullanımında bir sakınca yoktur. Ancak Konsantre EC ürünün “konsantre” formatta olması sebebiyle yalnızca profesyonel kullanıcılar tarafından, belirli teknik bilgi ve donanıma sahip şartlarda kullanılması gerekir. Yani Konsantre Ec plus veya herhangi bir konsantre ürünün bireysel kullanıcılar tarafından seyreltilerek doğrudan tüketiciye önerilmesi veya kamusal platformlarda bu şekilde anlatılması, yasal düzenlemeler kapsamında uygun olmayacaktır. Bu sınırlama, ürün güvenliği ve yasal sorumluluklar nedeniyle önemlidir. Kullanıcılar bu uyarılara dikkat etmelidir ve sorumluluklar kendilerine aittir.
Doğrudan tüketiciye sunulmuş ve Bakanlık onaylı ürünlerin kullanımı ve tanıtımıyla ilgili bir sakınca bulunmamaktadır. Son tüketici için Repellent D30 sprey ve İnteksitit Max uygundur.
Ayrıca bu içerikte Chysamed adlı firmayla herhangi bir anlaşmam ve işbirliğim yoktur. Kendi kullandığım, sevdiğim ürünler olduğu için ve bu etken maddeleri başka üreten firma olduğunu bilmediğim için tavsiye niteliğinde öneridir. Reklam değildir. Ürünlere ulaşmak ve ürünlerle ilgili aklınızda soru varsa kendi siteleri var, sitelerini ziyaret edebilirsiniz ve merak ettiğiniz sorulara çok yardımcı oluyorlar.
GÖRSELLER VE VİDEOLU ANLATIM
En uygun zamanda buraya uygulama görselleri ve videosu gelecektir.
Uzun süre önce başladığım ve nihayete erdirdiğim projemi sizlerle paylaşma heyecanı içindeyim. Bugün sizlerle iki çeşit gergi aparatı ve sapan yapımı üzerinde duracağız.
Hadi başlayalım!
Büyük Gergi Aparatı
Öncelikle ağır yük ve hamak gergi aparatı diyebileceğim loop alien benzeri kendi üretimim aparatla başlıyoruz. Bunu yaparken aslında teknolojiden yararlanmak en doğrusu ancak prototip olarak üretmek istersek bence el aletleri de yapılabilir diye düşünüyorum. Ben burada çizim programı ve CNC kullandım (ilgili dosya yazı sonunda paylaşılacaktır.)
Öncelikle aparatın çizim tasarımı ile başladım, çizim programı biraz tarihi eser olduğu için bu kadar çizmeye müsade etti (ileride solid çizimi de yapılacaktır ve daha da geliştirilecektir.)Çizim işleminden sonra CNC ye kesime yolluyoruz. Kesim işleminden sonra ürünün kenarlarında çapaklar kalabiliyor. Onları eğe, zımpara veya herhangi bir aletle temizliyoruz.Kesim çapağı alınmış hali Çapak temizlendikten sonra bir raspa veya maket bıçağı yardımı ile kenar keskinlikleri gideriliyor. Aksi halde ipimizi ve elimizi kesebilir. Delikleri de yine raspa veya havşa yardımı ile yumuşatıyoruz.Kenarları Raspalanıp, Delikleri Havşalandıktan Sonra Boyanmış Gergi Aparatı. Kullanıma Hazır.
Sapan Yapımı
Büyük Gergi Aparatımız İle Aynı Proses’i Uyguluyoruz, Önce Çizim Yapıyoruz Ardından Kesime Yolluyoruz.CNC de kesim yapılıyor.Sapan Ve Gergi Aparatı Kesimden Çıkmış Görüntüsü.Sapan Ve Gergi Aparatı Bitmiş Görüntüsü. (Çapakları temizlenmiş + Havşa Yapılmış)Toz boya ile boyanmış ve son haline hazır.Lastik Takıldı Ve İp İle Tutma Yeri Hazırlandı. Kullanıma Hazır.
Küçük Gergi Aparatı
Küçük gergi aparatımız CNC ile yapılmıyor. (İstenirse yapılabilir.) El ile yaptığım aparatımın kullanım alanı daha çok çadır, tarp (branda) gerdirmeye uygun. Ağır yükler için tercih edilmemeli. Kullanıma hazır ürün görseli ve yapım aşaması videosu aşağıdadır
Boyanmış Kullanıma Hazır Küçük Gergi Aparatları
Yapım Aşaması Videosu.
Gergi Aparatları Kullanımı
Büyük Ve Küçük Gergi Aparatlarının Nasıl Kullanıldığını Anlatan Videomuz.
1. Mors Kochanski ve Süper Barınak Modeli’ne Giriş
Mors Kochanski, vahşi doğada hayatta kalma konusunda derin bir bilgi birikimine ve etkileyici deneyime sahip, tanınmış Kanadalı hayatta kalma eğitmeniydi. Özellikle boreal ormanları ekosistemindeki uzmanlığı sayesinde, bu zorlu ortamda hayatta kalma tekniklerini ömrü boyunca test etmiş ve geliştirmiştir.
Kochanski’nin felsefesi, pratik ve uygulanabilir bilgiye dayanıyordu; sıkça dile getirdiği gibi, “Bilgi ağırlık taşımaz.”
Hayatta kalmanın temel unsurları olarak uyku, sıcaklık, hidrasyon ve kurtarma sinyalleri göndermeyi önceliklendirmiştir.
Kochanski’nin orjinal bir tasarımı olan Süper Barınak modeli, soğuk iklimlerde, özellikle boreal ormanlarının zorlu koşullarında hafif, kuru ve sıcak bir barınak sağlama amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu modelin geliştirilmesinde, Inuit halkının iglo yapılarından ve seraların ısıyı içeride tutma prensibinden ilham alınmıştır.
Süper Barınak, acil durumlar ve bushcraft aktiviteleri için pratik ve etkili bir çözüm sunmayı amaçlamaktadır. Geleneksel barınak tasarımlarına kıyasla yenilikçi yaklaşım sergileyerek, modern malzemeleri ve fiziksel prensipleri bir araya getirir.
2. Süper Barınağın Temel İlkeleri ve Amacı
Süper Barınak modelinin temelinde, termal radyasyon, yansıtma ve kırılma gibi fiziksel prensipler yatar. Barınak, ateşten yayılan ısı enerjisinin, eğer varsa bir ateş duvarından ve özellikle bir Mylar battaniyeden yansıtılması prensibiyle çalışır. Ayrıca, şeffaf plastik örtüden geçen ısının kırılması da barınağın ısınmasına katkıda bulunur. (Burada kastedilen şey, güneş veya ateşin özellikle de kızılötesi ışınların (ısı taşıyan kısmı) şeffaf plastikten içeri girip barınağın içindeki yüzeyler tarafından emilmesi ve bu enerjinin ısıya dönüşmesidir.)
Bu tasarım, soğuk ve nemli ortamlarda hayatta kalmayı kolaylaştırmak ve aynı zamanda ekipmanların kurutulabileceği sıcak bir ortam sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.
Modelin amacı, daha karmaşık ve zaman alıcı barınakların sunduğu konforu, daha az çaba ve daha hafif malzemelerle sunmaktır. Süper Barınak, ısı kaybını en aza indirerek (buharlaşma, radyasyon, iletim ve konveksiyon yoluyla) sıcak bir “izole edilmiş hava boşluğu” yaratır.
Geleneksel yalıtım temelli barınakların aksine, Süper Barınak öncelikle radyasyon yoluyla ısıtma prensibini benimser. Önü açık barınaklara kıyasla duman ve rüzgar koruması gibi avantajlar sunarken, optimum sıcaklık için bir ısı kaynağına (ateş) bağımlıdır. Bazı kaynaklar, bu barınağın sıfırın altındaki sıcaklıklarda uyku tulumu olmadan bile kullanılabileceğini belirtmektedir.
3. Süper Barınağın Ana Bileşenleri ve Özellikleri
Mors Kochanski’nin Süper Barınak modeli, birkaç temel bileşenden oluşur ve her birinin belirli bir işlevi vardır:
Yükseltilmiş Yatak: Bu bileşen, soğuk zeminden kaynaklanan ısı kaybını (iletim) önlemek için kritik öneme sahiptir. Genellikle kütükler ve dallar kullanılarak inşa edilir. Yatak, uyuyanı yerden yukarıda tutarak yerden gelen soğuğun azaltılmasını/kesilmesini sağlar. Ayrıca yatak altına ısıtılmış taşlar koyarak ekstra ısı kaynağı oluşturulmasına da yardımcı olabilir. İdeal olarak, yatağın yüksekliği yaklaşık bir sandalye yüksekliğinde olmalıdır.
Yansıtıcı Katman (Mylar Battaniye/Örtü): Barınağın iç yüzeyine yerleştirilen bu katman, vücuttan ve ateşten yayılan ısıyı tekrar içeriye yansıtarak sıcaklığı önemli ölçüde artırır. Mylar, metalize edilmiş BoPET (Biyaksiyel Yönlendirilmiş Polietilen Tereftalat) malzemeden yapılmıştır. Etkinliğini korumak için, Mylar battaniyenin doğrudan vücuda temas etmemesi önemlidir, aksi takdirde nem nedeniyle performansı düşebilir.
Şeffaf Plastik Örtü: Bu katman, ateşten (ve güneşten) gelen radyant ısının içeriye geçmesine izin vererek bir sera etkisi yaratır ve böylece ısının barınak içinde hapsolmasına yardımcı olur. Aynı zamanda duman, kıvılcım ve rüzgarın içeri girmesini engeller. Genellikle 2 mil (50 mikron) kalınlığında bir şeffaf plastik branda veya şeffaf boya örtüsü (hışır örtü) kullanılır.
Dış Katman (Tarp veya Panço): Bu katman, rüzgar ve yağmurdan ek koruma sağlar. Ayrıca, katmanlar arasında bir hava boşluğu oluşturarak yalıtımı arttırır. Panço tarp olarak da kullanılabilir. Bazı tasarımlarda, nem yönetimi için paraşüt kumaşı veya kaplanmamış naylon gibi nefes alabilen bir dış katman kullanılır.
Ateş: Barınağın önünde, plastik örtünün erimesini önleyecek güvenli bir mesafede (yaklaşık bir büyük adım veya ortalama 90 cm) konumlandırılır. Radyant ısı kaynağı olarak işlev görür. Genellikle uzun kütük ateşleri (barınak boyunda) önerilir.
4. Detaylı Yapım Aşamaları
Süper Barınağın yapımı için öncelikle gerekli malzemelerin listesi çıkarılmalıdır. Yapım alanının belirlenip temizlenmesinin ardından, barınağın iskeleti kurulur.
İlk adım, yükseltilmiş bir yatak inşa etmektir. Bu, kütükler ve dallar kullanılarak zeminden yukarıda, rahat bir uyku alanı sağlayacak şekilde yapılır. Yatağın yüzeyi, konfor için düzeltilir ve uzun sırıklar ile çam dalları gibi yumuşak dallar kullanılarak “yaylı” bir yapı oluşturulabilir. (Varsa yanınızda R5 ve üstü bir mat veya kampet de kullanılabilir.)
Ardından, basit bir çatı iskeleti oluşturulur. Genellikle esnek dallar (örneğin fındık dalları) toprağa saplanır ve yukarıda birbirine bağlanarak kemer şeklinde bir yapı oluşturulur. Bu bağlantılar genellikle sıkıştırma düğümü (jam knot) ile yapılır. İkinci bir kemer daha alçakta ve çapraz destekler eklenerek iskelet tamamlanır.
İskelet hazır olduğunda, katmanlar yerleştirilir. İlk olarak Mylar battaniye iskeletin üzerine serilir. Bu aşamada, battaniyenin doğrudan vücuda temas etmemesine özen gösterilmelidir. Mylar’ın üzerine tarp veya panço serilir ve son olarak şeffaf plastik örtü en üste yerleştirilerek sabitlenir. (Veya tam tersi, önce şeffaf plastik örtü ardından tarp veya panço. Mors Kochanski genelde böyle tercih ediyor.)
Süper Barınağın bir diğer yaygın varyasyonu ise yanaşık (lean-to) tarzıdır. Bu yöntemde, iki ağaç arasına bir gergi ipi (ridgeline) çekilir ve tarp veya panço bu ipe yanaşık şekilde sabitlenir. Mylar battaniye, tarpın altına asılarak bir hava boşluğu oluşturulur. Zemine çevremizden bulduğumuz malzemelerden bir yatak yapılır veya bir mat/kampet kullanılır. Şeffaf plastik örtü ile ön taraf kapatılırken, havalandırma için boşluklar bırakılır. Son olarak, barınağın önünde, güvenli bir mesafede uzun bir ateş yakılır.
5. Süper Barınak Nasıl Çalışır? Isının Arkasındaki Bilim
Süper Barınak, izole edilmiş hava boşluğu oluşturarak çalışır. Ateşten yayılan radyant ısı, şeffaf plastik örtüden içeri geçer. İçerideki Mylar battaniye bu ısıyı tekrar barınağın içine yansıtır. Şeffaf plastik, kısa dalga boylu termal enerjiyi içeri alıp uzun dalga boylu ısıyı hapsederek bir sera etkisi yaratır.
Katmanlar arasında hapsolan hava, konveksiyon yoluyla bir yalıtım tabakası oluşturur. Yükseltilmiş yatak, iletim yoluyla ısı kaybını önler. Yansıtıcı tavan (Mylar), ısı ışınlarını aşağı doğru yansıtarak barınağın her yerinin ısınmasına yardımcı olur.
Ateş olmasa bile, vücut ısısı bir miktar barınağı ısıtabilir. Süper Barınak, radyasyon, yansıtma, kırılma, konveksiyon ve iletim gibi ısı transferi prensiplerini bir araya getirerek ısı kazanımını en üst düzeye çıkarır ve ısı kaybını en aza indirir. Şeffaf plastiğin kısa dalga boylu radyasyonu içeri geçirip uzun dalga boylu radyasyonu hapsetme özelliği, sera etkisinin temelini oluşturur. Ateşin doğru konumlandırılması ve boyutu da barınağın performansı ve güvenliği için kritik öneme sahiptir.
6. Süper Barınağın Avantajları
Süper Barınak modelinin birçok avantajı bulunmaktadır.
Hafif ve taşınabilir bir tasarıma sahiptir. Küçük paket boyutu sayesinde kolayca taşınabilir ve bir sırt çantasına veya araca sığabilir.
Soğuk hava koşullarında etkili bir ısı tutma ve sıcaklık sağlama yeteneğine sahiptir. -29°C (-21°F) gibi düşük sıcaklıklarda bile koruma sağlayabilir.
Rüzgar, yağmur ve kar gibi elementlere karşı iyi bir koruma sağlar ve su geçirmez olabilir.
Kolayca bulunabilen malzemelerle nispeten hızlı ve ucuz bir şekilde inşa edilebilir.
Önü açık barınaklara kıyasla iç mekanda duman birikimini azaltır.
Bazı durumlarda, sıfırın altındaki sıcaklıklarda uyku tulumu olmadan bile kullanılabilir.
Bileşenlerinin çok amaçlı kullanılabilmesi de bir avantajdır.
Kapalı yapısı sayesinde kullanıcıya bir güvenlik hissi verir.
Uyku kalitesini artırarak hayatta kalma şansını yükseltir.
7. Sınırlamalar ve Dezavantajları
Süper Barınak modelinin bazı sınırlamaları ve dezavantajları da bulunmaktadır.
Optimum sıcaklık için bir ısı kaynağına (ateş) bağımlıdır.
Ateş söndüğünde barınak hızla soğuyabilir.
Ateş için sürekli olarak yakacak odun toplamak gerekebilir, bu da zaman alıcı ve yorucu olabilir.
Mylar malzemenin nem bariyeri özelliği nedeniyle iç mekanda yoğuşma oluşma potansiyeli vardır.Bu sorunu azaltmak için yeterli havalandırma sağlanması önemlidir.
Mylar malzeme kolayca yırtılabilir.
Çok rüzgarlı havalarda barınağın stabilitesi azalabilir.
Ateşin çok yakın olması durumunda plastik örtüde erime veya yanma riski bulunur.
Kar yağışı durumunda havalandırma boşluklarının tıkanması ve özellikle içeride ateş yakılıyorsa karbon monoksit (CO) zehirlenmesi riski ortaya çıkabilir.
Mylar battaniyenin vücuda temas etmesi durumunda ısı yansıtma özelliği azalır.
Ilık ve nemli iklimlerde ise barınak içinde aşırı ısınma yaşanabilir.
8. Sonuç
Mors Kochanski’nin Süper Barınak modeli, özgün ve etkili bir barınak tasarımıdır. Geleneksel barınaklara göre önemli bir gelişme sunar. Termal radyasyon prensiplerini kullanarak hafif bir tasarımda maksimum sıcaklık ve kuruluk sağlamayı amaçlar.
Soğuk hava koşullarında hayatta kalmak için hayati bir araç olabilir. Kochanski’nin çalışmaları, vahşi doğada yaşam becerileri alanında önemli bir etki yaratmıştır.
Bu modelin etkinliği, doğru yapım ve kullanıma bağlıdır. Ateşin yönetimi ve havalandırma gibi unsurlara dikkat etmek önemlidir.
Süper Barınak’ın potansiyelini tam olarak anlamak için Kochanski’nin orjinal kaynaklarına başvurmak ve barınağı kurma ve kullanma konusunda pratik yapmak faydalı olacaktır. Farklı iklim ve koşullara göre uyarlama potansiyeli de göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak, Mors Kochanski’nin Süper Barınak modeli, soğuk ortamlarda hayatta kalma becerilerini geliştirmek isteyen herkes için değerli bir bilgi kaynağı ve pratik bir araçtır.
GÖRSELLER
1. Görselimiz İki Kişilik Süper Barınak. (Kampet kullanıldığı için yatak yapılmadı)
Çerçeve yapımı ve mylar örtü serimiKampetlerin ve tarpın yerleştirmesi. (Önce kampetleri yerleştirip barınağı ona göre yapmanız daha doğru olur. Burada tavan yüksek kaldı ama iki kişi olduğumuz için hareket alanımız da genişlemiş oldu ve olası yoğuşmanın da önlenmesine yardımcı oldu. Kendi konforunuza göre belirlersiniz.)Son aşama naylon (polietilen) branda serimi ile bitiriyoruz. (Barınak önünde sabaha kadar yanmış odunlar görünüyor)Çuval taburelerle birlikte barınak görüntüsü (çuval tabureler de başka bir yazının konusu olsun)
2. Görselimiz Tek Kişilik Süper Barınak
Burada yine yatak yapmak yerine kampet kullandım, ancak 1. Görsellerden farklı olarak önce kampeti sonra barınak iskeletini kurdum. Çatıyı daha yakın tuttuğum için ısıdan daha çok faydalandım. Ardından mylar örtüyü serdim ve üzerine tarpı serdim. (Bu aşamaları ayrı ayrı fotoğraflama gereği duymadım. Alttan çektim. Aynı aşamanın üstten görüntüsüSon aşamamız yine branda oluyor. Giriş çıkış kolay olsun diye fazlalık brandayı bir dal parçasına sararsak daha rahat ederiz ve ön yüzey daha düz olur. Bir büyük adım önünde büyükçe (çadır uzunluğunda olması tercih sebebidir) ateş yakıyoruz.Barınağın içinden sıcaklık ölçümü. Dışarısı 5-8 derece arasında iken çadır içi sıcaklık neredeyse 50 dereceyi buluyordu. Yoğuşmayı önlemek ve aşırı ısınmamamak için barınağı iyice havalandırmak zorunda kaldım.
Bu Kampın Videosu
3. Görselimiz Yine Tek Kişilik Düzgün Kurulmuş Süper Barınak
Toplu bir kamp etkinliğinde denenmişti.
4. Görselimiz Yanaşık Düzen Süper Barınak
Gecenin bir yarısı gittiğimiz kampta fazla uğraşmamak adına yanaşık tarz süper barınak modelini denemiştik.
NOT
Bu yazı süper barınak deneyimleri yapıldıkça güncellenecektir. Henüz tam bitmiş bir yazı değildir. Özellikle hatalarım ve eksiklerim olabileceğini kabullenerek ilerleyen deneyimlerimi çok daha iyi şekilde aktarmayı planlıyorum. Esen kalın!